“En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran ameliniz ?”

“Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), (bir gün) sordu:

“En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran, melîkinizin yanında en temiz, sizin için gümüş ve altın paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanız veya boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi olduğunu haber vereyim mi ?”

“Evet! Ey Allah’ın Resûlü!” dediler.

“Allah’ın zikridir!” buyurdu.

(Kaynak: Tirmizî)

14
Oca 2012
POSTED BY
DISCUSSION 0 Comments
TAGS

“Hayırla aç!”

Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Bir kimse evine veya yatağına gir’ince hemen bir melek ve bir şeytan alelacele gelirler. Melek:

“Hayırla aç!” der. Şeytan da:

“Şerle aç!” der.

Adam, şayet (o sırada) Allah’ı zikrederse melek Şeytanı kovar ve onu korumaya başlar. Adam uykusundan uyanınca, melek ve şeytan aynı şeyi yine söylerler. Adam, şayet: “Nefsimi, ölümden sonra bana geri iade eden ve uykusunda öldürmeyen Allah    hamdolsun. İzniyle yedi semayı arzın üzerine düşmekten alıkoyan Allah’a hamdolsun”dese bu kimse yatağından düşüp ölse şehit olur, kalkıp namaz kılsa faziletler içinde namaz kılmış olur.”

12
Oca 2012
POSTED BY
POSTED IN Dini Hikayeler Genel
DISCUSSION 0 Comments
TAGS

Yeme ve İçmedeki Sünnetler

1-Yemeği yerde yemek sünnettir.
2-Bir tabakta yemek sünnettir.
3-Önünden yemek sünnettir.
4-Yemek yerken sağ ayağını dikip sol ayağın üzerine oturmak sünnettir.
5-Üç parmakla yemek yemek sünnettir.
6-Üç parmağını yemek yedikten sonra yalamak sünnettir.
7-Yemeğe tuzla başlamak,bitirirken de tuzla bitirmek sünnettir.
8-Yemeğe oturmadan ellerini yıkayıp KURULAMAMAK sünnettir.
9-Yemekten sonra elleri yıkayıp havluya silmek sünnettir.
11-Yedikten sonra tabağı sıyırmak sünnettir.
12-Sofradan doymadan kalkmak sünnettir.
13-Yemek yedikten sonra iki saat geçmeden bir şey yememek sünnettir.
14-Sofra duasını okumak sünnettir.
15-Yenilen yiyeceğe tefekkür etmek sünnettir.
16-Sofrada yeşillik bulundurmak sünnettir.
17-Bir yere yaslanmadan yemek yemek sünnettir.
18-Davet edildiği sofradan yemek bitiminde mutfağa bir şey götürmek sünnettir.
19-Akşam namazından önce iftar yemeği yemek sünnettir.
20-Sahur yemeğinden önce teheccüt namazı kılmak sünnettir.
21-Yenilen lokmaların küçük olması da sünnettir.
22-Çok çiğnemek sünnettir.
23-Ekmek kırıntılarını toplayıp yemek sünnettir.
24-Ekmeği yerken yemeğin içinde parçalamak sünnettir.
25-Hizmetçisiyle birlikte yemek yemek sünnettir.
26-Yemeğin sonunda kürdan kullanmak sünnettir.
27-Ekmek varken katık aramamak sünnettir.
28-Çiğ soğan ve sarımsak yememek sünnettir.
29-Yemek yerken diz çöküp yemek sünnettir.
30-Pabucunu çıkarıp yemek sünnettir.
31-Sirke yemek sünnettir.
32-Yemeğin sonunda hamd etmek sünnettir.
33-Arpa ekmeği yemek sünnettir.
34-Tahta kaşıkla yemek sünnettir.
35-Ekmeği eliyle parçalamak sünnettir.
36-Yemeği çok sıcak yememek sünnettir.
37-Rasülullah s.a.v. Efendimizin kepeksiz buğday ekmeği yediği görülmemiştir,keza elenmişinde(hatta eleğin kendisini dahi görmediği rivayetler arasındadır.)
38-Salatalığı tuza batırıp yemek sünnettir.
39-Efendimiz s.a.v. balı ve helvayı severlerdi.
40-En sevdiği meşrubat tatlı ve serin olanıydı…
41-En sevdiği meyve taze hurma ve karpuz idi.
42-Şerbetler içinde en çok bal şerbetini severdi.
43-Etlerin kol ve süt taraflarını tercih ederlerdi.Kızartılmış eti bazen bıçakla,bazende eli ile koparıp ısırarak yerlerdi.
44-Koyun eti yemekte sünnettir.
45-Tek başına yemek yememek te sünnettir.
46-Günde iki öğün yemek yemek sünnettir.
47-Yemekte ev halkının tamamen sofraya oturmasını isterlerdi.
48-Misafirlerine ikram etmeyi çok sever tabaktaki yemeğin tamamen yenmesini isteler,arttırılıp dökülmesine razı olmazlardı.
49-Cemaat içinde su veya süt içtikleri vakit kabı hemen sağındakine verir,böylece devretmesini arzu ederlerdi.
50-Evin içinde bir cariyeden daha utangaç hareket ederler,yemek istemezler,ancak sofra kurulursa yerlerdi.
51-Hurmayı yer,çekirdeğini tabağa atarlardı.
52-Yemeği yer üzerine koyup yemek Resulullah s.a.v.’e en sevimli gelen sünnettir.
53-Kabak yemeğini severlerdi.
54-Hurmadan da acve denilen medine hurmasını severdi.
55-Resulullah s.a.v. Efendimiz nezdinde yaş meyvelerin en sevimlisi kavun,karpuz ve üzümdü.
56-Çoğu zaman kavunu yaş hurmalarla beraber yerlerdi.
57-Kurutulmuş et yemek sünnettir.
58-Un çorbası yemek sünnettir.
59-Un helvası yemek sünnettir.
60-Kuru üzüm yemek sünnettir.
61-Ekmekle sirkeyi birlikte yemek sünnettir.
62-Zeytin yemek sünnettir.
63-Elmayı çöpüne kadar yemek sünnettir.
64-Kırmızı elma yemek sünnettir.Resulullah s.a.v.turuncu ve kırmızı elmayı çok severdi.
65-Meyveleri yemeden önce yıkamak sünnettir.
66-Yeşil mercimek yemek sünnettir.
67-Yoğurt kurusu yemek sünnettir.
68-İftar yemeği yedirmek sünnettir.
69-Komşuya ikram etmek sünnettir.
70-Yemekten sonra 3 kere ağzını çalkalamak sünnettir.
71-Sofra kaldırılıncaya kadar sofradan,yemekten kalkmamak sünnettir.
72-İkrama sağdan başlamak sünnettir.
73-Misafirin yanında suskun durmamak sünnettir.
74-Rızık talebi işinde erkenci olmak da sünnettir.
75-Su içerken kıbleye dönmek sünnettir.
76-Su içerken oturmak sünnettir.
77-Su içerken besmeleyle başlamak sünnettir.
78-Su içerken 3 yudumda içmek sünnettir.
79-Suyu içmeden önce yanındakilere ikram etmek sünnettir.
80-Suyu içtikten sonra hamd etmek sünnettir.
81-İki avucuyla su içmek,tek avucuyla içmemek sünnettir.
82-Avuçla su içmeden önce ellerini yıkamak sünnettir.
83-Efendimiz tatlı ve soğuk su içerlerdi.
84-Müslüman kardeşinin artığını içmek sünnettir.
85-Bardakla içilen şeyleri dibine kadar içmek sünnettir.
86-Odada sürahi ile su bulundurmak sünnettir…
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
Altın ve gümüş kaptan bir şey içen kimsenin karnında mutlaka cehennem ateşi ses çıkartır’ buyurdu.”
Buhari (5678) Müslim (2065/1)

22
Kas 2011
POSTED BY
POSTED IN Genel
DISCUSSION 0 Comments

Saliha Bir Hanım İstiyorum

Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti ………derken annem açtı yuva kurma konusunu.Saliha bir kız olsun gerisi gelir diye düşünüyordum. Yakın bir akrabamızdan haber geldi.komşuları çok dindarmış, kızlarının ailesinden dahada dine bağlı olduğunu duyunca sevindim.Gittik bir görelim görüşelim dedim.Ilk ailesiyle konuştum…Hatta ben konuşmadım sürekli onlar konuştu.şaşırdım kaldım… Bir şey diyemedim… Kına gecesinde en iyi müzüsyenler olacakmış…Düğünde keza aynı… Ev dayalı döşeli olacakmış,hemde hepsi en pahalısından… Araba olacakmış son model hemde, çünkü komşunun damadı sıfır araba almış geçende…Anne hadi kalkalım diyecektim utandım… Kızla görüştürmek istediler…İslamiyete uygun olarak görüştük… on beş bilezik…En güzel gelinlik(10 bin tl)…En büyük düğün salonu…Ne diyeceğimi bilemedim… Ben Saliha Bir Eş istiyordum sadace… Istekleri bir türlü bitmiyordu…O anda yan taraftaki aynaya gözucuyla baktım kendime…Görünüşümdede bir iş adamı profilide yoktu… Yirmi beş dakika konuştu istekleri bitince sıra bana geldi. Senin isteklerin nelerdir dedi… Biran önce kalkıp gitmek istiyordum sıkılmıştım, geleli bir saat olmasına rağmen dünya malına bağlananlarla birlikte olmak içimi karartmıştı…Tekrar sordu isteklerin nelerdir… Hayırlısı olsun dedim kalktım… Nezaketle ayrıldık evden…

Yolda giderken telefon geldi… Amcam arıyordu.. Yan komşuları serhat amcanın kızı varmış…Serhat amca çok iyidir…Cocukluğumdan beri tanırdım kendisini… Tamam dedim dedim amcama geliriz… Serhat amcalara gitmek için hazırlanıp annemle koyulduk yola, on beş dakika sonra ulaştık evlerine. Sohbet açıldı çocukluğumuzdan,başladı beni övmeye… Kızardıkça kızardım utancımdan birşeyde diyemiyorum… Derken söz asıl konuya gelmişti… Evladım seni severim maksat gençleri mutlu etmek Allahü tealanın izniyle dedi ve başladı isteklerini saymaya… O kadar çok şey saydı ki uykum gelmeye başladı… En sonunda da benim oğlumun kumar borcu var onu ödemeden evlilik de olmaz zaten dedi. Birden gözlerim açıldı,şaşırmıştım açıkçası… Gözümü yerden alamadım uzun süre… Serhat amca gençleri görüştürelim dedi… Bir odaya geçtik kız konuşmaya başladı… Onceki görüştüğüm kız gibi ne varsa herşeyi istiyordu …Konuşmasını çalan telefonu böldü açıp konuştu kapattı. Tekrar çaldı konuşup kapattı… Sonra tekrar.. Dayanamadım sordum arayan kim diye. Eski nişanlısıymış ayrılalı on gün olmuş. Neden ayrıldıklarını sordum. Çay bahçesinde bir erkekle otururken görmüş sonra tartışmışlar, tartışma büyüyünce de ayrılmak zorunda kalmışlar. Oturduğun kişi kimdi ki? … Calıştığı yerdeki müşterilerinden biriymiş… Demek önceden çalışıyordunuz? Evet ben masörüm dedi… Soktan şoka giriyordum.. Beş dakikada bilmediğim bir sürü şey çıkmıştı… Evlilik amacını sordum… Nişanlısı çok rahatsız ediyormuş farklı bir hayat,farklı bir ortam istiyormuş… Açık konuşmak gerekirse hava değişimine ihtiyaç duymuş… Daha fazla dayanamayıp izin istedim kalktım… Ben sadece saliha bir eş istiyordum… nezaketle evden ayrıldık annemle… Daha sonra öğrendim ki serhat amca arkamdan bir sürü laf etmiş…

Gülümseyip,bugün öven yarın söver dedim içimden… Artık evlilik düşüncesinden vazgeçmek üzereydim. Haftalardır dışarı çıkmıyordum. Akşamları hava almak için balkonda oturup kitap okuyordum… Karşı komşumuz gece çalıştığı için akşam dokuz gibi evden çıkıyordu. On yaşındaki oğlu da babasının peşinden ağlayıp dururdu her gece ablası çocuğu oyalamak için balkona çıkarıyor ve her fırsatta benimle konuşmaya çalışıyordu… Bu sık sık tekrar etmeye başlayınca bunaldım artık.
Bir akşam kıyamet ve ahiret kitabını alıp aynı saatte çıktım balkona… Beni görünce o da çıktı balkona, bir konu bulup yine başladı konuşmaya… Her akşam kitap okuyorsun nedir onlar… işte beklediğim fırsat gelmişti okumak istersen vereyim deyince olur dedi… Besmele çekip iki üç metre karşıdaki kıza attım kitabı. Hadi gir de evde okumaya başla dedim… Kitabı okumuş olacak ki bir daha balkona çıkmaz oldu… Evlilikten vazgeçmiştim bir eş bulmak bana uzak görünüyordu…Aradan aylar geçmişti.o zaman zarfında birkaç kızla daha görüşmeye gittim annemle… Fakat netice aynı değişen bir şey yoktu…
Bir Salı akşamıydı içim çok daralmıştı, adeta boğuluyordum… O gece iki rekat namaz kılıp yattım… Acayip bir rüya gördüm… Birine anlatmalıydım bu rüyayı… O akşam balkonda dolunayı izlerken telefonum çaldı…Gözüm dolunayda, cebimden çıkarttım telefonu kimin aradığına bakmadan kulağıma götürüp telefonu açtım…Arayan ses tanıdıktı…Fakat o günden sonra hayatımın değişeceğini nereden bilebilirdim ki…
Arayan en yakın arkadaşım Aliydi. Canı sıkılmış beni çağırıyordu. Abdest aldım evin yakınındaki çay bahçesine gittim. Çocukluğumuzdan açıldı konu sonra gördüğüm rüyayı anlatmak istedim…Tozlu bir köy yolunda gidiyordum elimde bir tane kılıç vardı etrafımda ise bir sürü yılanlar… Yılanlar bir metre kadar yükseltmişler kafalarını yukarıya doğru…Hepsi üzerime atılmak için zaman kolluyorlardı… Kılıçla kendimi savunuyordum… Bana yaklaşanları kılıçla öldürüp ilerliyordum… Ileride uyuyan biri vardı bilmediğim bir ses işittim ama ortalıkta kimse yoktu… Uyuyan kişiye baktım… O ses; yatan kişi Musab bin Umeyrdir dedi. Sonra ileride giden iki kişi gördüm biri Peygamberimizdi diğerinin kim olduğunu göremedim…
Ali yorumlamaya başladı rüyamı… Düşmanlarını yenerek iyi bir neticeye ulaşacaksın dedi… Konu evliliğe geldi yine… Başımdan geçenleri anlattım… Dertliydim bu konuda… benim eşim dünyaya bağlı olmamalıydı, sadece dünyalık uğruna yaşamamalıydı…
Uzunca dinledi Ali sıkıntılarımı… O konuşmaya başladı bu sefer. Evden çıkarken annem dedi bizim mahallede bir kız varmış onunla görüştürmek istiyorlar seni. Yok Ali bundan sonra kolay kolay kimseyle görüşmek istemiyorum dedim… Kızda pek istekli değilmiş zaten dedi… niye diye sordum.. O da birkaç kişiyle görüşmüş daha sonra evlilikten soğumuş iyice… Alinin annesi ısrar edince de olur görüşelim demiş…Tamam dedim yarın gideriz diye sözleştik… Rüyam gerçek mi olacaktı acaba… Bu zamana kadar sabrettim önüme gelen engelleri Allahü tealanın izniyle aşmıştım…
Ali ile vedalaşıp eve geldim konuyu anneme açtım… Yarın gidecektik görüşmeye… Cok heyecanlıydım nedense… Sabah erkenden kalkıp giyindim… Heyecan gitmek bilmiyordu bir sağa bir sola yürüyüp duruyordum evin içinde… Ilk defa bu kadar heyecanlıydım… Oğle namazını kıldıktan sonra yola koyulduk annemle… Ali bizi kızın evine kadar götürdü… Kapıyı çaldım… Kapıyı babası açtı eve buyur etti… Biraz sohbet ettik söz asıl konuya geldi sonra…kızın babası konuşuyordu; evladım benim söyleyeceğim bir şey yok sen kızımla konuş bu konuları dedi. Şaşırmıştım gerçekten çünkü ilk defa böyle bir durumla karşılaşıyordum… dünyalık bir konu açılmamıştı ilk defa… Bir odaya aldılar beni kızla görüşecektim… Sandalyeye oturdum ellerim masanın üzerinde avucumun içerisinde ise terleyen ellerimi silmek için bez bir mendil vardı… Odaya kız girdi nurani yüzlüydü… önüne bakarak konuşmaya başladı… Diğer kızlar gibi bilezikten gelinlikten girmedi konuya… Ilk sorusu namazdan oldu….

Bana namaz kılıyor musun demedi, namazı kaç dakikada kıldığımı sordu. Mesela öğle namazın kaç dakikada bitiyor dedi… on beş dakika civarında diye söyledim… Memnun oldu… sonra birikmiş ne kadar paran var deyince önceki görüştüklerim gibi konuşmaya başlayacak herhalde dedim içimden… 45 bin lira var… Paranın zekatını veriyor musun deyince yanlış düşündüğün için utandım.. Evet veriyorum dedim… Konuşmasına ağır ağır devam etti…
Sizden önce üç kişi ile daha görüştüm hepsi de zengindi, güvendikleri tek şeyleri paralarıydı.Bütün konuşmaları paraya zenginliğe dayanıyordu. Dine ait hiçbir bilgileri yoktu ve namaz bile kılmıyorlardı. Size ilk sorum namaz oldu çünkü namazı doğru olan ve huşu içinde kılan bir insandan zarar gelemez. Ailesinin hakkını gözetir haksızlık yapamaz. Herkes için en iyisini en güzelini ister. Kimseyi hor görmez ve ezmez. Böyle insanı bütün mahlukat sever,mahlukatın sevdiğini de Allahü teala sever.Allahü tealanın sevdiği kul ise makbul edilen kuldur… ve devam etti konuşmasına…Sonra zekatı sordum çünkü o parada fakirlerin hakkı da var. Fakirlerin hakkını gözetmeyen eşinin hakkını da gözetmez. Allahü teala ondan nasıl razı olur ki…
Ne kadar doğru konuşuyordu konuşmaları beni çok mutlu etmişti. Dünyalık bir şey istemiyorum diye dem etti… Yan taraftaki kitaplığı göstererek okuduğu kitapları gösterdi. Görünce çok mutlu oldum çünkü benim okuduğum Ehli sünnet Alimlerinin kitaplarını okuyormuş. Ben kızarıp terliyordum nedense, elimdeki bez mendil de iyice ıslanmıştı. Benim ise kıza soracağım bir şey kalmamıştı,ben sormadan herşeyi anlattı bana. Son olarak annemle konuşmak isteti, ben dışarı çıkmak için ayağa kalkınca elimdeki mendil yere düştü. Yere göz gezdirdim ama göremedim dışarı çıktım…
annemle de on dakika kadar konuştular içeride, annem çıkınca evden izin isteyip ayrıldık. İki tarafta birbirinden memnun olmuştu. Anneme içeride ne konuştuklarını sordum. Anneme nasıl davrandığımı ailemle olan ilişkilerimi sormuş. Çünkü anne ve babanın razı olmadığı bir evlattan Allahü teala razı olmazdı. Eve gidince konuyu babamla konuştuk çok sevindi… abdest aldım iki rekat namaz kıldım odamda sonra birkaç gün önce gördüğüm rüya geldi aklıma… Elimdeki sabır kılıcıyla zorlukları aşmak nasip olmuş ve sonuca ulaşmıştım… Bu günden itibaren düğün hazırlıklarına başlayacaktık artık…
Söz kesilip aileler arasında yüzük takıldı. Düğün konusu biraz sıkıntılı olmuştu…… akraba tarafı çalgılı olmasında ısrar ediyor ,ben ise dini yönden olmayacağını anlatmaya çalışıyordum. Ben yumuşak huylu oldukça onlar daha fazla üzerime geliyorlardı. Düğün çalgılı olurmuş onlara göre. Cenaze evi gibi dualar edilip mevlit okutulmazmış… Ne yapacağımı şaşırmış ve iyice bunalmıştım. Defalarca haram olduğunu anlatsam da çalgısız olması gerektiğini kabul ettiremiyordum… Bir akşam evde akrabalarla toplandık bu konu hakkında konuşuyorduk. Bir şartla isteğinizi kabul ederim deyince hepsi şaşırdı… herkes gözlerini bana çevirmiş ne diyeceğimi bekliyorlardı. Öldüğümde mezara benimle girecek olan varsa ve benim yerime hesap vermek isteyen olursa kabul edeceğimi söyledim… Kimse yüzüme bakmıyordu artık utanmışlardı açıkçası… Bu konu da böylece şekilde kapamış oluyordu…
Bir Perşembe günü kız tarafıyla sözleşip düğün alış verişine çıktık… Nişanlım sanki yanımda köle gibi duruyordu. Ben ne göstersem olur beğendim diyordu. Bir insan bu kadar mı mütevazi bu kadar mı ince olabilirdi. Onun bu durumunu gördüğüm zaman ben en kaliteli en güzel olan eşyaları alıyordum. Onu mutlu etmek için elimden geleni yapmak istiyordum… Evimizi döşemiştik her şey çok güzel gidiyordu… düğün günü gelip çatmıştı… heyecandan ölecek gibiydim elim ayağıma dolaşıyordu adeta. Düğün tam istediğim gibi olmuştu….
Evliliğimizin ilk yılları diğer evlikler gibi tartışma ya da kavga ile geçmiyordu. Biz İslamın etrafında birleşmiştik. Hiçbir sorunumuz da olmuyordu. Eşimin zekasına güzel ahlakına güler güzüne hayrandım… Onsuz zaman geçmiyordu, işteyken fırsat buldukça arıyordum,sesini duyuncada çok mutlu oluyordum. Konuşmasında içimi rahatlatan bir tesir vardı. Bunu nasıl yapıyordu bir türlü anlayamıyordum. Eve gittiğimde beni her zaman güler yüz ile karşılardı, o anda bütün yorgunluğum giderdi. Yemek hazırlarken yardım ederdim. Sen otur yorgunsun der, ben de içeri gidip otururdum. Onun üzülmesini hiç istemiyordum çünkü. Her ne isterse yerine getirmek için can atıyordum… Benden bir şey istesin diye gözlerinin içine bakardım. Arada bir arabamla gezerdik,gezdirince mutlu olurdu… Yine bir gün gezdirmek için çıkıp arabaya bindik. Dönüp bana baktı. Sabır çok güzeldir,sabır insanı bu araba gibi ulaşmak istediği yere götürür dedi. Neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım… biraz gezip eve gelmiştik… Birkaç gün önce yatak odasının kapısı bozulmuş, kilidi zor açılıp kapanıyordu.
Geçen gün mahallemizde hırsızlık olayı olduğu için odamızın kapısını kilitliyorduk… Bir haftadır eşimin midesi bulanıyor bunun içinde geceleri sık sık kalkıyordu… benim uykum çok hafif olduğu içinde hemen uyanıyordum… O gece tekrar midesi bulanmış olacak ki kalktı, kalktığını hissedip gözlerimi açtım ama uyandığımı anlamadı. Yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi…Fakat o anda gözlerime inanamayacağım bir olay gerçekleşti…
Ben rahatsız olmayım diye kilitli olan kapının anahtarına bile dokunmadı… kapı kilitliydI Eşim Bismillahirrahmanirrahim dedi ve kapıyı açmadan dışarı çıkmıştı. Bu durumu görünce kalbimin atışları hızlandı terlemeye başladım… yataktan kalktım gözlerim, kapıya odaklanmıştı… yatak odasının camından lavabonun ışığı belli oluyordu…
Lavaboda elini yüzünü yıkayıp ışığı söndürdü. Ben hemen yatağa yatıp uyuyormuş gibi yaptım. Fakat eşim kapıyı açmadan odaya girdi… Kalp atışlarım iyice artınca dayanamadım uyanmış gibi yaparak Yatakta doğrulup oturdum… Eşimin yüzüne baktım… adeta güzü nurlanmış parlıyordu… Uyandığımı görünce gülümseyerek yüzüme baktı. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Rahatsız mı ettim diye sordu. Yok çıktığını bile duymadım deyince gülümsedi ve yattı…
Işe gittiğimde sürekli o anları düşünüp duruyordum. Bu nasıl olabilirdi?… Akşam eve gittiğimde zile basmadım ve kapıyı anahtarımla açtım. Kapıyı açtığımda eşimi karşımda buldum… işten geldiğimde kapıyı açmak için bekliyormuş… Selam verip içeri girdim elimi yüzümü yıkayıp sofrayı hazırladık yemeği yedik… Bu gün neden durgunsun bir şey mi oldu? Diye sordu… Cevap veremedim… Dün geceki olayı nasıl sorabilirdim ki… Sana bir şey söyleyeceğim diyerek elimden tutup beni ayağa kaldırdı…gözlerinin içine bakıyordum… buyur söyle dedim… Hamileyim dedi… Ondan sonrasını hatırlamıyorum zaten… O anda ayaklarım boşaldı… Düşüp kalmışım yerde… Yarım saat sonra kendime geldiğimde eşim yanı başımda oturuyordu… Yattığım yerden doğrulup eşime bakınca utanıp yüzünü yere çevirdi… Bu habere o kadar sevinmiştim ki anlatamam…
Akşamları işten eve gelirken artık bebek eşyaları alıyordum… Gece yattığımızda eşimle hep hayal kurap duruyorduk… Cocuğumuz belli bir yaşa geldiğinde ilk hangi kitabı okumalıydı acaba… Ilk önce namaz kitabındaki bilgileri öğrenmeliydi. Ondan sonra hangisini okutsak acaba İslam Ahlakını mı? Herkese Lazım olan İmanı mı okutsaydık… Yok yok ilk önce Halifelerin menkıbeleriyle yeşertmeliydi kalbini… Benim evladım Ehli Sünneti savunan Ehli Sünneti yaymak için çabalayan bir kul olmalıydı onu bu şekilde yetiştirmeliydik… Her akşam belli bir zaman dilimi içerisinde eşimle İmam-ı Rabbaninin mektubatını okuyorduk. Bir akşam okurken yorgunluktan gözüme ağrı girince eşime rica edip sesli okumasını söyledim ve gözlerimi dinlendirmek için kapattım.
212. Mektubu okuyordu… Bir ara gözlerimi açtım elindeki kitap kapalıydı. Gözlerimi açtığımı görünce hemen kitabı açıp gözlerini kitaba dikti… anladım ki o kadar sayfayı ezberlemiş ve ezberinden okuyordu. Okuduğu mektup bitince durdu… mektubatı bu zamana kadar kaç defa okudun diye sorunca bilmiyorum dedi… Peki kitabı bitirmen ne kadar sürüyor? Bir hafta diye cevap verdi.. Anladım ki eşim manevi derecelere yükselmişti.. beni rahatsız etmemek için kapıyı açmadan çıkması bir kerametti…
O günden sonra eşime olan hürmet ve saygım daha da arttı. Eşim bir evliya idi… Ilmihal okuduğumda anlamadığım yerleri eşime soruyordum. Öyle güzel açıklayıp anlatıyordu ki hayran kalmamak mümkün değildi… Hikmetini bilmediğim en ufak bir davranışını görsem soruyordum. O da hemen açıklar; ilmihalin şu sayfasında yazıyor diye söylerdi… Her haline sabrediyordu ve her haliyle de şükrettiği ortadaydı… İslamiyeti yaşayan bir numune vardı karşımda, bu yüzden Allahü tealaya her saniye şükretsem yine az gelirdi… Eşimin birkaç kerametini daha görünce dayanamadım, artık ne pahasına olursa olsun bu konuyu konuşacaktım kendisiyle… her zamanki gibi işten geldim yemek yedik konuyu konuşmak için eşimi karşıma aldım… giderek büyüyen bir heyecanla yavaş yavaş konuşmaya başladım..
İslamiyetin en ince kurallarına en güzel şekilde dikkat ediyorsun. Konuyu uzatmak istemiyorum dediğim anda eşim konuşmaya başladı… “Sabır güzel şeydir. Sabrederken şükretmek daha güzeldir. İnsan her haline sabreder ve şükrederse Allahü teala ona daha iyilerini ihsan eder”… Artık ağzımdan tek kelime çıkmıyordu, eşimde konuşmasını bitirmişti… O günden sonra ona olan davranışlarım daha dikkatliydi. Onu kırabilecek her şeyden uzak duruyordum… bir akşam annem aradı komşu kızının düğünü varmış iki gün sonra, düğüne beni de davet etmişler. Eşimle birlikte gittik düğüne, her şey İslama uygun düzenlenmişti. Erkekler ve bayanların yerleri farklı bölümlerdeydi… düğündeki İslama uyma titizliğini görünce çok sevindim. Bir akşam kendisine balkondan verdiğim Kıyamet ve ahiret kitabı geldi aklıma. On dakika sonra küçük bir çocuk geldi, o kızın kardeşiydi bu. Babası işe giderken arkasından ağlayan çocuk… Abi eğilir misin dedi.. eğildim kulağıma ablasının bana çok teşekkür ettiğini söyledi. Ben vesile olmuşum onun bu duruma gelmesinde. Bunu öğrenince çok sevindim…
Eşim hamile olduğu için fazla kalamadık düğünde eve gittik… Aradan aylar geçmiş ve eşim doğurmuş ve Bir tane oğlum olmuştu… hayatımızdan çok memnunduk… Eşimle her akşam kitap okumaya devam ediyorduk yine… Eşime üstadım diye hitap ediyordum… O benim üstadımdı. Dünya ve ahiret saadetim için en büyük vesile idi… geceleri rahatsız olmasın diye oğlumuz ağlayınca çocuğu alıp başka odaya gidiyordum… aradan iki yıl geçmiş oğlumuz büyümüştü… Eşim her fırsatta sabır ve şükretmemi telkin ediyordu… bir zaman sonra eşim hastalandı. Zamanımızın çoğu hastanede geçiyordu… eşimin hastalığı artmış, benim ise elimden bir şey gelmiyordu. Bir akşam işten eve geldiğimde kapıyı çalmama rağmen açmadı. İçeri girdim içeriden bilemediğim mükemmel bir koku geliyordu. İçeri girdim eşim yatıyordu ilk önce uyuyor zannettim. Uzun zaman uyanmayınca gidip uyandırmaya çalıştığımda vefat ettiğini anladım. O anda yıkılmıştım. İçim yanmıştı. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Annemi aradım gelmesini istedim…. Eşimi diğer gün defnettik…
Eve girdiğimde burnuma gelen o güzel koku mezardan gelmeye başladı… Her gittiğimde o kokuyu duyardım… giremiyordum. Onu özlüyordum sadece.. Canım eşim, üstadım vefat etmişti. Söylediği gibi yapmaya çalışıyor sabretmekten başka çare bulamıyordum… her an onu düşünüyordum… Aylar sonra eve girme cesareti gösterdim… gözlerim doldu ağlamaya başladım. Balkonda çıkıp sandalyeye oturdum. Dolunay vardı… Alinin beni aradığı o akşam geldi aklıma… O akşamda aynı dolunay vardı… gözlerimden yaşlar akarak dışarıya çıktım… doğru üstadımın, eşimin mezarına gittim. Saatlerce ağladım…. O güzel kokuyu hissetmeye başladım tekrar… arkamdan bir el omzuma dokundu. Arkama döndüm eşim nurlar içinde arkamda duruyordu… Heyecandan bir şey söyleyemiyordum.. Başım dönmeye başladı ve bayılmışım sonra…
Uyandığımda sabah ezanı okunuyordu… Kalktım etrafıma baktım… Eşimi gördüğüm anda… sabret dediğini hatırladım… Camiye gidip sabah namazını kıldıktan sonra dışarı çıkarken cebimde bir şey olduğunu fark ettim… Elimi cebime attım bir tane mendil vardı… Eşimin evinde ilk konuştuğumuz zaman avucumun içindeki mendil ayağa kalkarken yere düşmüştü bulamamıştım daha… demek ki eşim bulup saklamış… Mendilin bilmediğim şekilde çok güzel bir kokusu vardı…
BU GERCEK BIR HIKAYEDIR BU HIKAYENIN YAZARI YAZININ SONUNA EKLEDİĞİ CÜMLELER İSE ŞÖYLEDİR… ( Bu yaşananları babamın günlüklerinden derleyerek sadeleştirdim… Hikayede anlattığım kişiler annem ve babama aitti. Doğan o çocuk bendim. Sabır ve şükür insanı en üst derecelere yükseltecek kanatlardır…) Allahü teala herkese böyle eş nasip eylesin
… SON..
(Çok tesekkur ediyorum kiymetli vaktinizi ayirip okudugunuz icin ,bekar ve evli kardeslerimizin bu kissadan bolca hisse alacagina inaniyorum,bu hikayedeki Saliha Hanima bir fatiha bagislamayı da ihmal etmeyelim lütfen..)

10
Kas 2011
POSTED BY
POSTED IN Dini Hikayeler Genel
DISCUSSION 0 Comments

Leyâli-i Aşere

Kur’an-ı Kerim’de Fecr Sûresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” diye bahsedilen,  Peygamberimiz’in (sas) “Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur…” dediği o günlerin içindeyiz.  Evet, Kurban Bayramı’nın 1. gününe kadar sürecek bu kutlu zaman dilimini ibadetlere daha da özen göstererek değerlendirelim.

Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Günü’ne) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Bu seneki takvime göre bu on gün 28 Ekim-6 Kasım tarihleri arasıdır.
Kamerî ayların 12′ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere“, yani on mübarek gecedir. 10. gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür. İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimiz’in (sas) muhteşem müjdesi: “Allah’a ibadet edilecek günler içinde zilhiccenin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesi’ne denktir.” (Tirmizi: Savm, 52)
NAFİLE NAMAZLARI ARTIRIN
Efendimiz’den (sas) harika bir teşvik cümlesi: “Allah indinde Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257) Tesbih, sübhanellah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları artırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz. “Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevimli olsun…” (Tirmizi, Savm: 52) hadisi de bu durumu teyit eder.
AREFE GÜNÜ TUTULAN ORUÇ
Bu on gün içinde arefe gününün yeri ise bambaşkadır. Efendimiz (sas), arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır: “Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına kefaret olur.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457) Efendimiz, bugünün faziletini şöyle anlatır: Arefe günü gelince, yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden âzâd olunmaz. Kim arefe günü gerek dünya ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allâh’tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.
Kur’an, istiğfar, salavat ve dua
Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz.  Çünkü, hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz.

Bu on günü sanki Ramazan’ın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler, hiç değilse arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle geçirmelidir. On gece içinde, bilhassa terviye, arefe ve bayram gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır.
Hayalen hacda hissederek “Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni‘mete leke ve’l-mülk. Lâ şerîke lek : Buyur ey Allah’ım, buyur! Buyur, şerîkin yok Sen’in, buyur! Kuşkusuz hamd ve nimet de, mülk de Sen’indir. Sen’in ortağın yoktur.” telbiyelerine hep birlikte eşlik etmeyi ve bu manevi coşkuyu Kurban Bayramı tekbirleri olan: “Allahu ekber, Allahu ekber. Lâ ilâhe illallahu v’Allahu ekber. Allahu ekber ve lilâhi’l-hamd.” zikri ile taçlandırmayı onları izleyerek kendimizi onların içinde saymak yoluyla manevî bir hâl kazanabiliriz.

Yüksel ARSLAN

Dua ile Sema Arasındaki Engel ..

Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor:
“Dua ile sema arasında bir engel vardır.Üzerime salavat getirilince engel açılır, DUA YERİNE ULAŞIR.”
“Üzerime bir günde bin defa salavat getiren kimseye cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez.”
“Bana en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır.”…
“Her kim, farz namazını kıldıktan sonra bana on defa salevat okursa, Allah Teala, onun namazını kabul buyurur. Onun bu namazını Adem’e secde eden meleklerden daha üstün meleklerin makamı olan İlliyyine ulaştırır.O makamdan bir melek şöyle seslenir:
-Artık dileğin neyse dile, her dileğin yerine getirilecektir.”
Vefatımdan sonra sizden kim bana selam gönderirse Cebrail(a.s.) gelir ve bana şöyle der:
-Ya Muhammed! Ümmetimden falan kimsenin sana selamı var.Bana karşılık ben şöyle selam alırım:
-Benden de ona selam olsun.Ayrıca onun için Allah’tan rahmet ve bereket diliyorum.”
29
Eki 2011
POSTED BY
POSTED IN Ayet-Hadis Genel
DISCUSSION 1 Comment

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin(K.S.) Bir Sohbeti

EY DOST! Hanımına iyi huylu olmalısın, onunla yumuşaklıkla sohbet ve tatlı sözle konuşmalısın.Peygamberimiz “İnsanların hayırlısı, eşine ve ev halkına hayırlı ve faydalı olan kimsedir” buyurur.Eşini üzüntülü bulduğunda onu çok sevdiğini söylemelisin, şefkatle gönlünü almalısın.Çünkü o evinde mahpus ya da meyus, ümitsiz olabilir.Onun dert ortağı sen olmalısın.Çocukların terbiyesinde de eşine yardım etmelisin.Çünkü çocuk, annesine, gece gündüz ağlamak ve sızlamak suretiyle hiçbir zaman istirahat vermez. Ona yardım edene Mevlası da yardım eder.İşlerindeki kusurlarından ötürü kızmamalısın, kötü söz söylememelisin. Ve bir günden de çok küsmemelisin. Eşinin kötü huyları baş gösterince kabahati kendinde bulup: “Ben iyi olsaydım, o da iyi olurdu” diye düşünmelisin.Hanımın kızınca sen susmalısın.Erkek susunca hanımı pişman olup özür diler. Her hizmetini seve seve yapmaya başlayınca, ona dua, Hakk’a şükür ve sena etmelisin; çünkü erkeğe uygun bir hanım, şükrü edilemeyen bir nimettir.Hanımına öyle davranmalısın ki eşin, “Kocam beni herkesten çok seviyor” demelidir.Evin idaresi ve geçimi hususunda ona danışmalı, onunla konuşmalısın.Diğer büyük işlerini ona anlatıp üzmemelisin.Eşinin günah olmayan kusurlarını ve hareketlerini görmezlikten ve bilmezlikten gelmelisin.Gizli hallerini ve ayıplarını ise herkesten saklamalısın.Eşin ile şakalaşıp lâtifeler, çeşitli oyunlar yapmalısın.Sevgili Peygamberimiz eşleri ile oynar, onlara karşı insanların en zarafetlisi olurdu.Hatta bir defasında Hz. Aişe ile yarış ettiklerinde Hz. Aişe geçti; sonra bir daha yarış yaptıklarında Resulullah geçti.Tatlı sözle konuşmalar sizi birbirinize bağlar.Eşi işe karşılıklı farz olan bilgileri, ilimleri konuşmalı okumalıdır. Kendi giydiğinden giydirmeli, kendi yediğinden yedirmelidir.Eşine, üzüntülerini, sıkıntılarını, düşmanlarını ve borçlarını asla söylememelidir;çünkü bunları kendisi aşsa bile onun dünyasında bir iz bırakacaktır.Eşinin yüzünden ve arkasından hayır dua edip beddua etmemelidir. Çünkü o gece gündüz onun hizmetindedir. Ekmeğinin pişiricisi, yemeğinin pişiricisi, çamaşırının dikicisi ve yıkayıcısı, malının, çocuklarının ve şerefinin koruyucusudur. Hem enisi (dostu), hem munisi, hem yâri, hem nigârıdır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz. (K.S.)

24
Eki 2011
POSTED BY
POSTED IN Genel Sohbetler
DISCUSSION 0 Comments

Bir Kutsi Hadis

Ebû Hureyre’den, Rasûlullah’ın (s.a) buyurduguna göre, Allah Teâlâ söyle buyurmustur:“Her kim benim velî kullarımdan birisine düsmanlık ederse, ben ona harpaçarım. Kulum, kendisine farz kıldıgım seylerden daha sevimli bir seyle bana yaklasmamıstır.Kulum bana devamlı nafile ibadetleri ile yaklasır, bunun sonucunda ben o…nuseverim. Bir kere onu sevdim mi, ben onun isiten kulagı, gören gözü, tutan eli ve yürüyenayagı olurum. Eger benden bir sey isterse onu verir, bana sıgınırsa muhakkakonu himaye ederim.”

16
Eki 2011
POSTED BY
POSTED IN Ayet-Hadis Genel
DISCUSSION 0 Comments
TAGS

Bir Kıssa Bin Hisse

Uzun yıllar önce Çinde Li-Li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduğunu anlar. İkisinin de kişiliği tamamen farklıdır bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu Çin geleneklerine göre hoş bir davranış değildir ve çevrenin oldukça tepkisini alır.

Birkaç ay sonra bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından ev, onun ve kayınvalidesi ile arada kalan eşi içinde cehennem haline gelmiştir. Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan genç kadın doğru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koşar ve derdini anlatır. Yaşlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ilaç hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. Yaşlı adam genç kadına kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.

Sevinç içinde eve dönen Li-Li yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgârları esiyordu. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir için yalvardı. Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran Li-Li ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı.

Sevgili Li-Li dedi;

Sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça oda dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi.

Eski bir Çin atasözü şöyle der: “Gül veren elde gül kokusu kalır.”

Sevilen insan sevgisini insanlara veren insandır.

İçinizde bir damlacık bile zehir olmaması dileklerimle . . .

16
Eki 2011
POSTED BY
POSTED IN Genel
DISCUSSION 0 Comments

Tarafsız Değiliz, Hakikat’in Tarafıyız !

Tarafsız değiliz, Hakikat’in tarafıyız !
Osmanlıya aşığız fakat gözümüz kör değil.Hatalarını da biliriz,hatalarını da kabul ederiz.Bizim farkımız budur.Doğruya doğru,Eğriye eğri diyebiliriz.Koskoca Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ı Haremde Şehvet düşkünü olarak gösteren , Haremi de yarı çıplak kadınlarla dolduran,Malkoçoğlunu çarşı – pazarda karı kız peşinde bir serseri olarak resmeden vb. vb. Dönmelerin karşısındayız ve karşısında olacağız.Ortada Büyük bir Oyun var.Bu Diziyi çekerek önce kendi Halkımızın nezdinde Ecdadını Şehvet düşkünü olarak gösterme gayreti güden,ardından da Diziyi Arapçaya çevirip 10 farklı Arap Ülkesinde yayınlattıran bu alçakların asıl niyetleri de belli olmuştur.
Sizlere tavsiyemiz şudur.Baştan sona hatalarla ve yanlışlarla dolu ve kasıtlı olarak Ecdadımızı ismen Muhteşem fakat fiili anlamda rezil bir halde tasavvur eden bu dizilere prim vermeyin.

16
Eki 2011
POSTED BY
POSTED IN Genel
DISCUSSION 0 Comments